Çocukluğu korumak: Dün, bugün ve dijital çağ
Hatice Karakuş Öztürk, "Çocukluğu korumak: Dün, bugün ve dijital çağ" başlıklı yazısında çocuklara sosyal medya sınırlamasını yorumladı. Çocukluğu korumak: Dün, bugün ve dijital çağ Medyascope
Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope'ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Hatice Karakuş Öztürk "Dün, bugün ve dijital çağ" başlıklı yazıyı kaleme aldı.
10 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete'de önemli bir düzenleme kabul edildi. 15 yaşını doldurmayan çocukların sosyal medya kullanımlarına yaş sınırı konularak kısıtlama getirildi. Düzenlemenin nihai amacı dijital dünyanın çocuklar üzerindeki risklerini ortadan kaldırmak. Ancak bu düzenlemeyi salt bir yasak olarak okumak meselenin önemli bir boyutunu gözardı etmemize neden olabilir. Çünkü burada koruma altına alınan sadece çocuk değil, bir yaşam evresi olan çocukluktur.
Bilindiği üzere insan yaşamı bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık gibi kendine özgü özellikleri, ihtiyaçları ve deneyimleri bulunan evrelerden oluşur. Her yaşam evresi kendi özgün hikayesi özelinde ilerler. Ve bu evrelerin kendine has bilişsel, duygusal, sosyal, dilsel, ahlaki, vicdani gelişim gibi alt evreleri vardır. Çocukluk, temsil ettiği yaş grubu itibari ile kendine has özgün bir gelişime sahiptir. Bir başka ifadeyle bu gelişim alanlarında çocuklar farklı ilerler ve hikayelerini tamamlarlar.
Çocukluk bu biyolojik gerçekliğin ötesinde sosyal ve tarihsel olarak inşa edilen bir kategoridir. Çocukluk farklı dönemlerde aynı şekilde yaşanmamış, toplumlar kendi özgün koşullarına bağlı olarak çocukluğu farklı biçimde tanımlamışlardır. Bu yönüyle çocukluk, tarihin hiçbir döneminde aynı kalmamıştır. Tarihin sosyo-kültürel ve siyasal koşulları kendini bir şekilde çocuk üzerinden inşa etmiştir diyebiliriz. Antik dönemler çocukluğu devlet ve siyaset özelinde yorumlamıştır. Örneğin Sparta'da çocuklar için askeri eğitim devletin ihtiyaçlarını karşılamak için önemliydi. Yine aile reisi olan babanın çocuk üzerindeki yetkisi sınırsızdı. Baba çocuğunu öldürebilir, satabilir ya da bir borca karşılık teminat olarak gösterebilirdi.
Ortaçağ'da ise çocukluğun inşası konusunda farklı bir tablo ile karşılaşıyoruz. Dönemin önemli isimlerinden P. Aries Ortaçağ'da bugün ki anlamıyla bir çocukluk olmadığı tezini işlemekte. Yazara göre çocuklar gündelik hayatın birçok pratikleri özelinde yetişkin hayatına dahil oluyor ve yetişkinlerle benzer pratikleri deneyimleyebiliyordu. Çalışma, eğlenme, sosyalleşme pratikleri yetişkin ve çocuk için benzerdi. Bir çocuğun içki içmesi, kumar oynaması hatta cinsel eylemlerde bulunması dönemin normaliydi. Bugün çocuk gelişimi açısından sakıncalı bulunan birçok durum Ortaçağ koşullarında gündelik hayatın normal ve olağan pratikleri arasındaydı. Aries bu yönüyle kurumsallaşmış bir çocukluk fikrinin olmadığına işaret etmektedir.
Modern dönem ise çocuklukla ilgili bambaşka bir hikâye yazdı. Bu dönem çocuk ve yetişkin dünyasının ayrıştırılması mantığına dayanmaktaydı. Şöyle ki çocukların dünyası eğitim kültüre, sanattan eğlenceye, tüketim alışkanlıklarından yaşam pratiklerine kadar pek çok alanda yeniden tanımlandı. Çocuk kitapları çocuk dilinde yazıldı mesela. Ve çocuk edebiyatı şeklinde bir alan ortaya çıktı. Hasta olan çocukların fiziksel gelişimlerine göre ilaçlar hazırlandı. Çocuk müzikleri ve çocuk kıyafetleri bu yeni anlayış doğrultusunda yeniden şekillenirken, alkol ve tütün kullanımına getirilen yasakla çocuk yetişkin farkı daha da belirginleşti. Çünkü çocuğu korumanın ilk koşulu onun küçük bir yetişkin olmadığını kabul etmekti.
Bugün için ilginç bir tabloyla karşı karşıyayız. Şöyle ki modern zamanların bu kabulü özellikle de iletişim teknolojilerinin gelişmesi ile aşınmaya başladı. Çocuklar yetişkinler gibi giyinmeye, onlar gibi eğlenmeye, onların sevdiği içerikleri sevmeye, bir anlamda dünyayı yetişkin gibi deneyimlemeye başladı. Çocukluktaki bu değişime dikkat çeken ilk isim N. Postman'dır. Yazara göre televizyon, yetişkin dünyasının kapılarını çocuklara kontrolsüz bir şekilde açtı. Televizyon yetişkin ve çocuk ayrımını aşındırdı ve bir dönemin kazanımlarını aslında riske attı.
Postman'ın televizyon özelinde yaptığı değerlendirmeleri sosyal medya ekseninde de düşünebiliriz. Sosyal medya çocukları çok daha karmaşık ve denetlenmesi güç riskler dünyasına çekmekte. Çünkü uyarıcı sayısı fazla ve erişim çok daha kolay. Sosyal medya dil kullanımından, tüketim alışkanlıklarına değer yargılarından ilişki biçimlerine kadar çocuk ve yetişkin arasındaki farkı silikleştiriyor diyebiliriz. Beğeni, paylaşım, yorum, takipçi isteği gibi dijital dünyanın ölçütleri bir yetişkin kadar çocuk için de cazip.
Bir zamanlar çocuklardan özellikle uzak tutulan yetişkin dünyası bugün kontrolsüz bir şekilde onlara sunuluyor. Ve çocuklar tıpkı Ortaçağ'daki gibi küçük yetişkinler olmaya başlıyor sanki. Çocuk biyolojik olarak çocukluğunu koruyabilir ancak sosyo-kültürel dünya yeni bir inşa ile çocuğu biz yetişkinlerin dünyasına çok hızlı bir şekilde yaklaştırıyor.
Mevcut tablo başka bir riske de gebe aslında. Bu yakınlaşma sebebiyle çocukların bilişsel, dilsel, sosyal, ahlaki, vicdani ve duygusal gelişim süreçleri yaşlarına uygun bir şekilde ilerlemiyor. Şöyle ki çocuk yaşının ötesinde bir sosyal dünyanın içine çekiliyor. Ve anlamlandırmaya hazır olmadığı doğru ve yanlışlar ile karşılaşıyor. Duygusal olarak hazır olmadığı deneyimlere çok erken tanıklık ediyor. Ahlaki ve vicdani gelişimi ise, bilmediği dünyanın değerlerinden etkileniyor; aslında büyük bir yara alıyor. En nihayetinde çocuk bilmediği büyük bir dünyanın ölçütleri özelinde büyüyor.
Çocuğun yetişkine benzemesi önemli bir mesele. Ancak daha önemli bir konu yetişinkilerin bu benzerliği olağan görmeye başlaması. Belki de burada tartışmamız gereken mesele yetişkin dünyası neden çocukluğu kuşattı ve bu kuşatmaya yetişkinlerden neden itiraz gelmiyor. Örneğin 8 yaşındaki bir çocuğun 25 yaşındaki bir genç gibi giyinmesi sorun değil mi? Ya da çocukların yetişkinlere özgü tüketim alışkanlarını benimsemesi? Modern dönemler çocuğun üstün yararı için bu ayrımları bilerek yapmıştı. Resmi Gazete'de yayınlanan sosyal medya düzenlemesini bir de bu açıdan değerlendirmekte fayda var. Bu konu genelde yasak kavramı etrafında ilerliyor. Oysa ki çocukluğun tarihsel ve sosyo-kültürel inşa sürecine baktığımızda yasak olarak görülen birçok uygulama aslında çocuğu yetişkin dünyasından korumak adına atılan pedagojik adımlardır. Bu adımlar ile çocuğun gelişimine zarar verecek tüm koşullar kontrol altına alınmaya çalışıldı. Belki de bu tartışmayı yasak kelimesi üzerinden yürütmek sakıncalı olandır. Alınan önlemler çocukluğu bir yaşam evresi olarak koruma girişimleridir.
Son bir not. Dijitale getirilen erişim sınırlaması çocukların geleceğin dünyasına hazırlanmasında bir engel olarak okunmamalıdır. Çocuğu dijital tehlikelerden korumak ile gerekli beceriler ile donatmak zıt hedefler değildir. Bu önlemler ile amaçlanan çocuğun dijital dünya ile ilişkisini kesmek değil şüphesiz. Esas amaç gelişim düzeylerine ve gerçek ihtiyaçlarına yönelik bir ilişkinin kurulmasını sağlamaktır. Siyaset kurumu bir yandan çocukları korurken diğer yandan koruduğu mekanizma üzerinden çocukları geleceğin dünyasına hazırlamak durumundadır. Bu yönüyle sınır getirilen şey denetimsiz, riskli ve bir yönüyle de anlamsız salt eğlence içerikli dijital kullanımlardır.
Hatice Karakuş Öztürk kimdir?
Prof. Dr. Hatice Karakuş Öztürk, lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde tamamladı. 2011 yılında Artvin Çoruh Üniversitesi'nde akademik görevine başladı. 2018 yılında doçent, 2024 yılında profesör unvanını aldı. Halen Artvin Çoruh Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Akademik çalışmalarını ağırlıklı olarak kadın çalışmaları, çocukluk sosyolojisi, eğitim sosyolojisi ve sosyal teori alanlarında sürdürmektedir. Çalışmalarında toplumsal yapı ile bireysel deneyim arasındaki ilişkiye odaklanmakta; kadınların gündelik yaşam deneyimleri, cinsiyet ilişkileri, çocukluk, aile ve evlilik gibi kurumların değişen anlamları üzerinde durmaktadır.
Kaynak: Medyascope