İstanbul'un ikinci fethinin iki büyük komutanı
Bu yazı bir hakkın teslimidir. Geçen hafta İstanbul işgal edilirken Fransız General d'Esperey'den söz ederken o karanlık günlere son veren, gözbebeğimiz İstanbul'u yeniden Türk toprağı yapan komutanlarımızı sizlere yeterince anlatamadığımı fark ettim.
NÜKET AŞKIN / NEFES
Şimdi gelin adlarını tarihe şanla ve şerefle yazdıran bu iki güzide komutanı yakından tanıyalım; onlara hem hafızalarımızda hem gönüllerimizde yer verelim
Mustafa Kemal Paşa'nın "Geldikleri gibi giderler" sözünün gerçeğe dönüştüğü o kahramanlık destanının başındaki iki komutandan birisi şehre ilk giren Birinci Tümen Komutanı Hüseyin Hüsnü Emir Paşa, diğeri de 6 Ekim 1923'te İstanbul'u Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti adına teslim alan Üçüncü Kolordu Komutanı Şükrü Naili Paşa'dır.
İstanbul'un kurtuluş günü 6 Ekim'de şehre giren komutan olarak hafızalarda Şükrü Naili Paşa yer etse de Hüseyin Hüsnü Emir Paşa'nın adını anmadan geçmemek lazım.
Biri öncü birlikleriyle işgal altındaki şehrin kapısını açmış, diğeri İstanbul'un askerî yönetimini resmen devralmıştır. Bu nedenle İstanbul'un kurtuluşunu özgürlüğe doğru yürüyen iki kahramanın hikâyesi olarak anlatmak daha doğru olur.
ŞÜKRÜ NAiLi PAŞA BEKLEMEDE
Lozan Barış Antlaşması'nın kabul edilmesiyle işgal kuvvetlerinin İstanbul'dan çekilmesi kararlaştırılmıştır. Ancak Türk ordusu hemen şehre girmez. Diplomatik işlemlerin tamamlanması ve tahliye programının uygulanması beklenir.
Bu süre içinde Hereke'de bulunan 3'üncü Kolordu'nun İstanbul'a girmesi planlanır ancak Şükrü Naili Paşa, emir gelmeden tek adım dahi atmaz.
Nihayet beklenen gün gelir.
ÖNCÜ KOMUTAN HÜSEYiN HÜSNÜ EMiR PAŞA
İstanbul'a girecek kuvvetlerin önünde, Üçüncü Kolorduya bağlı Birinci Tümen bulunmaktadır. "Demir Fırka" olarak tanınan bu tümenin komutanı Hüseyin Hüsnü Emir Paşa'dır.
Hüseyin Hüsnü Emir Paşa yalnızca İstanbul'un kurtuluş yürüyüşünün değil, Millî Mücadele'nin de önemli komutanlarındandır. Birinci Dünya Savaşı'nda çeşitli cephelerde görev yapmış; Kurtuluş Savaşı sırasında İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz harekâtlarında bulunmuştur. Disiplini, kararlılığı ve askerî bilgisiyle tanınan tecrübeli bir subaydır.
Emir Paşa'nın komutasındaki Birinci Tümen, 4 Ekim 1923'te Gebze'den hareket eder. Birlikler yürüyerek Bostancı'ya ulaşır ve geceyi burAada kurulan ordugâhtaki çadırlarda geçirir.
İstanbul halkı, yıllardır beklediği ordunun artık şehre çok yaklaştığının farkındadır. Askerlerin geçtiği güzergâhlarda büyük bir hareketlilik ve heyecan vardır.
Şehir aynı gün "Teslim Alma ve Tahliye Komisyonu" üyelerinin imzalarıyla işgal kuvvetlerinden resmen teslim alınır. Komisyonda TBMM'yi temsilen siyasi üye olarak Yusuf Bey (Akçura), orduyu temsilen Selahattin Adil Paşa, diplomatik temsilci olarak Adnan Bey (Adıvar) ve mülki idareyi temsilen Vali Süleyman Sami Bey yer alır. Teslim ve tahliye tutanağını İngiliz General Charles Harrington ve diğer müttefik komutanlar da imzalar.
İstanbul'daki Türk egemenliği artık belgeyle de tescil edilmiştir.
Harrington ve komutasındaki müttefik birlikleri, 4 Ekim 1923'te Dolmabahçe önünde Türk bayrağını selamlayarak şehri fiilen boşaltır.
HÜSEYİN HÜSNÜ EMİR PAŞA, AT ÜSTÜNDE İSTANBUL'A GİRER
5 Ekim'de Hüseyin Hüsnü Emir Paşa'nın askerleri Bostancı'dan Göztepe'ye yürümeye başlar. Paşa, beyaz bir at üzerinde arkasında askeri birlikle İstanbul sokaklarındadır.
Hüseyin Hüsnü Emir Paşa, İstanbul'un kurtuluşunun öncü komutanıdır. Paşa, halka hitaben kısa bir konuşma da yapar. Üsküdar Müftüsü Muharrem Efendi'nin duasının ardından geçit emri verilir. Önde mızıka, arkada şanlı sancak olmak üzere bir resmi geçit yapılarak Göztepe'den Bağdat Caddesi'ne, oradan da Kadıköy ve Üsküdar'a hareket edilir.
Hüseyin Hüsnü Emir Paşa, her bölüğün önünden geçerken askerleri selamlar. Resmî geçidin ardından Haydarpaşa'ya ulaşılır. Böylece İstanbul'a giren ilk düzenli Türk birliği, Hüseyin Hüsnü Emir Paşa komutasındaki Birinci Tümen, aynı zamanda ertesi gün gelecek Kolordu Komutanı Şükrü Naili Paşa'nın şehre girmesinden önce hazırlıkları da son aşamaya getirir.
ŞÜKRÜ NAiLi PAŞA, PENDiK VAPURU iLE iSTANBUL'DA
Şükrü Naili Paşa, TBMM Hükümeti adına İstanbul'u teslim almak üzere karargâh subaylarıyla birlikte 6 Ekim sabahı Hereke'den Sirkeci'ye Pendik Vapuru ile hareket eder.
Paşa, yıllardır özlemini çektiği şehre yaklaşırken vapurun geçtiği kıyılarda ellerinde Türk bayraklarıyla bekleyen binlerce insan vardır. Vapur adalara uğradıkça halkın coşkusu büyüdükçe büyür. Deniz üstündeki gemiler de Pendik Vapuru'nu düdükle selamlarken Yavuz Zırhlısı da Pendik Vapuruna eşlik eder. Yaklaşık üç saat süren yolculuğun ardından Pendik Vapuru, Sirkeci İskelesi'ne ulaşır.
Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, gaziler ve öğrenciler sokaklardadır. Balkonlardan çiçekler atılmakta, semada Türk bayrakları dalgalanmakta, "Yaşasın Türk ordusu!" sesleri yükselmektedir.
Rıhtımda mülki erkan ve Ankara hükümeti temsilcileri tarafından resmi protokol töreniyle karşılanan Şükrü Naili Paşa, halılar serili iskelede kendisini bekleyen halkı ve gazileri selamladıktan sonra askeri idareyi devralmak üzere Babıali üzerinden komutanlık makamına geçer.
Şükrü Naili Paşa, Kumandanlığa geçtiğinde gazetecilere bir yıl boyunca görünmez bir sınırın önünde beklediklerini, subay ve askerlerin İstanbul'a duydukları özlem yüzünden geceleri uyuyamadıklarını anlatır.
Türk askeri bir zamanlar uzaktan seyrettiği şehrin artık bağrındadır. İstanbul yeniden Türk toprağıdır.
Gazeteler o gün yaşananları "İstanbul'un İkinci Fethi" ve "Emsali Görülmemiş Bir Tezahürat" başlıklarıyla duyuracaktır.
Aynı zaferin iki komutanı
Hüseyin Hüsnü Emir Paşa komutasındaki askerler 5 Ekim'de İstanbul'a ulaşmış, Şükrü Naili Paşa ise 6 Ekim'de 3'üncü Kolordunun başında şehrin askerî yönetimini resmen teslim almıştır. Bu nedenle "İstanbul'a ilk giren komutan kimdi?" sorusunun cevabı verilirken iki komutanın ismini vermenin daha doğru olacağı kanaatindeyim.
Biri öncü birliğin komutanı, diğeri şehri teslim alan kolordu komutanıydı.
Biri Anadolu yakasından ilerleyerek İstanbul'un kapısını açtı; diğeri Sirkeci'den şehre girerek millî egemenliğin yeniden kurulduğunu bütün dünyaya ilan etti.
Hüseyin Hüsnü Emir Bey ile Şükrü Naili Paşa'nın aynı ordunun, aynı mücadelenin ve aynı zaferin iki kahramanı olduğunu unutmamak gerekir. Her iki komutanı da gururla hatırlamak tarihi bir borçtur.
6 Ekim 1923, yalnızca yabancı askerlerin İstanbul'dan ayrıldığı gün değildir. Türk ordusunun ve millî hükûmetin şehre yeniden hâkim olduğu gündür. O büyük günün yolu, bir gün önce Hüseyin Hüsnü Emir Paşa ve askerlerinin attığı adımlarla açılmıştır.
İstanbul'a bir komutan değil, iki kahramanın yönettiği bir muzaffer ordu girmiştir.
İki komutanın ardında da yıllarca savaşmış, vatanı uğruna can vermiş ve İstanbul'a yeniden Türk bayrağını taşımış isimsiz binlerce asker vardır.
İstanbul'un kurtuluşu, işte bu büyük yürüyüşün eseridir.
ŞÜKRÜ NAiLi GÖKBERK PAŞA
Çevresinde çok sevilen ve saygı duyulan bir isimdir Şükrü Naili Paşa. Çok iyi derecede Almanca ve Fransızca bilen, alaturka müziğe ayrı bir ilgi duyan Paşa gerek Osmanlı Devleti'nde gerekse Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde görevlerini ve sorumluluklarını harfiyen yerine getiren vatanperver bir şahsiyettir.
Birinci Dünya Savaşı'nda da yine ordusunun başında olan Paşa, daha sonra Kayalıtepe bölge komutanı olarak Çanakkale Cephesi'nde Seddülbahir, Kerevizdere, Zığındere Muharebelerine katılır. Aynı cephede Arıburnu Kuzey Grubu Sol Kanat Bölgesi kurmay başkanı olarak görev yaptı. Makedonya Cephesi'ndeki muharebelerde yer alır. Sakarya Meydan Muharebesi ve Başkomutanlık Meydan Muharebesinin unutulmaz komutanları arasında tarihe adını yazdırır.
Şükrü Naili Paşa ile Mustafa Kemal'in tanışıklığı Selanik yıllarına kadar uzanmaktadır. Anneleri Hasibe Hanım ile Zübeyde Hanım'ın komşu oldukları aktarılır. Mustafa Kemal 1 Temmuz 1927'de Cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk kez İstanbul'a geldiğinde kendisini karşılayanlar arasında bulunan Şükrü Naili Paşa, kardeşi Makbule Hanım'ı ziyaretinde de Gazi'ye refakat eder. Soyadı Kanunu çıktığında Mustafa Kemal Paşa, Şükrü Naili Paşa'ya hitaben gözlerinin kendisi gibi mavi olduğunu ve sert bakışlara sahip olduğunu söylemiş; bu yüzden de mavi gözlü ve sert bakışlı anlamına gelen "Gökberk" soyadını vermiştir.Şükrü Naili Paşa, ailesinin sağlık sorunlarına daha fazla vakit ayırmak maksadıyla görevi bırakmak durumunda kalır. Kanser olan eşi, zatülcenp olan kızının tedavileri için üniformasına veda etmek durumunda kalan Paşa, siyasete girer ve 1923'te Kırklareli, 1935'te İstanbul milletvekilliği yapar.
25 Kasım 1936 yılında Edirne'nin düşman işgalinden kurtuluş törenlerinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirir.
HÜSEYiN HÜSNÜ EMiR ERKiLET PAŞA
Şükrü Naili Paşa ile 6 Ekim'in simge isimlerinden Hüseyin Hüsnü Emir Paşa, 1883 yılında Kayseri'nin Erkilet nahiyesinden Gazze Redif Taburu Kumandanı Binbaşı Emiroğlu Halil Bey ile Azeri Şefika Hanım›ın oğlu olarak Gazze›de dünyaya gelmiştir.
Erkan-ı Harbiye sonrası Osmanlı ordusunda yetişmiş, Millî Mücadele'nin ardından Cumhuriyet ordusunda görev almış başarılı bir komutandır. Askeri ve siyasi yönünün dışında Hüseyin Hüsnü Emin Erkilet, İzmir Müstahkem Mevki Komutanlığı yaptığı dönemde (1930-1932) adını spor tarihine de yazdırmıştır. Karşıyaka Spor Kulübü'nün (KSK) fahri koruyuculuğunu ve hami reisliğini üstlenen Paşa, kulübün o dönemki zor şartlarda ayakta kalmasına büyük destek vermiştir.Karşıyaka futbol takımının 1930'lu yılların başında Türk-Yunan dostluğuna katkı sunmak amacıyla Midilli Adası'na yaptığı seyahat sırasında elverişsiz hava şartları nedeniyle Dikili açıklarında donma tehlikesi geçirmiş, İzmir Müstahkem Mevki Kumandanı Hüseyin Hüsnü Emir Paşa, tüm telgraf hatlarını ve askerî imkânları seferber ederek kafilenin kurtarılmasını sağlamıştır. Hüseyin Hüsnü Emir Paşa sonraki yıllarda askeri konularda eserler de kaleme aldı. 1958 yılında hayatını kaybeder. Her iki komutanımızı da rahmet ve minnette yad ediyorum.
Kaynak: Nefes