İngiliz Profesör: Türkiye’nin savunma ve dış politika denkliği üçlü güç formülüne dayanıyor
İngiliz Prof. Tim Wilson, Mekke Ortak Savunma Anlaşması ve Türkiye’nin bağımsız hareket kapasitesine dikkat çekti; TEKNOFEST ve milli savunma teknolojileriyle Türkiye’nin konumunun güçlendiğini ifade etti.



Milliyet'in haberine göre, İngiliz Profesör Tim Wilson, uluslararası dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’ye dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Ankara’nın değişen konumunu vurgulayan Wilson, Türkiye’nin artık yalnızca mevcut ittifaklardaki yeriyle tanımlanamayacağını savundu ve analizinde üç ülkeyi bir araya getiren savunma formülüne dair dikkat çekici bulgular paylaştı.
Wilson, YouTube yayınında Türkiye’nin savunma sanayisindeki gelişimini, askeri iş birliklerini ve Orta Doğu’daki diplomatik rolünü ele aldı. Türkiye’nin savaş gemileri, savaş uçakları ve yerli teknoloji projeleriyle öne çıktığını belirten akademisyen, Şanlıurfa’daki TEKNOFEST’e de işaret etti.
Analizde öne çıkan başlıklar arasında Mekke Ortak Savunma Anlaşması yer alıyor; 7 Ağustos 2026’da imzalanan bu anlaşmanın, Suudi Arabistan ve Pakistan ile üç ülkenin farklı alanlardaki imkanlarını bir araya getirdiği belirtiliyor. Wilson’a göre Ankara, uluslararası ilişkilerde daha bağımsız bir rol üstlendi.
"Gün geçtikçe güçlenen Türkiye artık yalnızca NATO’nun doğu kanadına sığamıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetimindeki Türkiye, giderek kendi askeri teknolojisine, kendi ittifaklarına ve Orta Doğu’da bağımsız bir sese sahip ülke olarak öne çıkıyor" dedi.
Wilson, Mekke İttifakı’na dikkati çekerek, üç ülkenin farklı alanlardaki kapasite ve imkanlarını bir araya getiren bir stratejik denklem olarak tanımladı. Suudi Arabistan’ın mali kaynakları, Pakistan’ın nükleer kapasitesi ve Türkiye’nin NATO tecrübesiyle gelişen savunma sanayisi, bu iş birliğinin öne çıkan unsurları olarak öne çıktı. Türkiye’nin katkılarından biri olarak askeri teknoloji geliştirme ve üretme kapasitesi gösterildi; insansız hava araçları, füze sistemleri ve elektronik harp alanlarındaki uzmanlığı bu iş birliğine taşıdığı ifade edildi. Pakistan’ın askeri gücü ve Suudi Arabistan’ın ekonomik imkanlarıyla Türkiye’nin savunma teknolojilerindeki deneyiminin aynı çerçevede buluşması, üç ülkenin birbirini tamamlayıcı kapasitelerini öne çıkarıyor.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın yalnızca diplomasiden ibaret olmadığını savunan Wilson, Riyad’da 5 Ekim’de düzenlenen üst düzey toplantıyı da analizlerinde ön plana çıkardı. Wilson, Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ile temsil edildiğini ve üç ülkenin kolektif savunma taahhütlerinin uygulanması konusunda mutabık kaldığını belirtti.
Wilson’ın değerlendirmesinde Türkiye’nin savunma sanayisindeki ilerlemesi de geniş yer buldu. TEKNOFEST’e ilişkin ziyaretçi sayılarının yanı sıra, organizasyonun yalnızca bir hava gösterisi olarak görülmemesi gerektiğini, Türkiye’den dünyaya kritik bir mesaj niteliği taşıdığını dile getirdi. KAAN, Bayraktar İHA’ları, KIZILELMA ve HÜRJET gibi projeler öne çıkan çalışmalar olarak aktarıldı. Yapay zeka, tarım, robotik ve ileri mühendislik gibi alanlardaki yarışmaların, Türk teknolojisinin yalnızca askeri projelerle sınırlı olmadığını gösterdiği kaydedildi.
Wilson, Türkiye’nin savunma sistemlerinin uluslararası çatışmalarda kullanılmasının bu teknolojilere olan ilgiyi artırdığını ifade etti. Türk savunma sanayisinin giderek daha kapsamlı bir üretim kapasitesine ulaştığını vurgulayan akademisyen, bu gücün kalıcı barışa dönüştürülmesinin önemine de değindi. Ankara’nın savunma alanında geliştirdiği kapasitenin bölgesel güvenlik ve istikrar açısından nasıl bir rol oynayacağı ise geleceğin önemli başlıklarından biri olarak değerlendirildi.
TürkAta Haber Ajansı